Dikkat: Gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenilmiştir!

Dikkat: Gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenilmiştir!

636 views
0
PAYLAŞ

Görevinden alınmış bir savcı… Uyuşturucu mafyası, derin devlet ve adalet arasındaki ince çizgide yürüyen, racon kesmekten öte kendi raconunu yaratan bir adam…  İstanbul’un pırıltılı gece yaşamından Ayhan Işık’lar, Zeki Müren’ler, Neriman Köksal’lar, diğer yanda uyuşturucu baronları, mamalar, terör örgütleri kontrolünde yapılan sevkiyatlar… Savcı Bey rüyalarında, “Katilimi bul!” diye yalvaran ölü çocukların hayaletlerinden kurtulamamıştır ve artık kanunu uygulama değil, kendi kanununu yaratıp adaleti sağlama zamanıdır.

COCUKLARkapakAziz Üstel’in kaleminden Ölü Çocuklar Şehri Sayfa6 Yayınları’ndan çıktı. Gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenilerek yazılan bu romanı uzun süre unutamayacaksınız…

 5 küçük ceset… Birer çöp poşetiymiş gibi Haliç kenarına savrulmuş, tırnaklarının arasında eroin kalıntıları bulunan küçücük ölü bedenler…  Savcılık görevinden istifa eden ve kendini İstanbul’un gece yaşamının kollarına bırakan Savcı Bey’den hesap soran küçücük hayaletler…

Yakın dönem Türkiye tarihi gözler önüne seriliyor!

Bir yanda sahne ve spot ışıkları altında Zeki Müren’ler, Ayhan Işık’lar, Neriman Köksal’lar, öte yanda eroin imalathaneleri, Güneydoğulu uyuşturucu baronları, PKK’nın dağ kadrolarını yeni yeni oluşturan Abdullah Öcalan, Pol-Der, Pol-Bir çekişmelerinin sokağa yansımaları, faili meçhuller arasında ikili bir yaşam…

Saruhan Aşireti’nden PKK’ya, assolistlerden mamalara!

 Aziz Üstel’in ikinci romanı Ölü Çocuklar Şehri, 1970’lerin ikinci yarısında geçen son derece gerçek ve bir o kadar da tüyler ürperten bir gerçek yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazıldı. Üstelik bu hikâyedeki tüm kişi ve olaylar gerçek…  Sadece bazı isimler değiştirildi.

Beyoğlu’nun gündüzleri aratmayacak kadar ışıklı geceleri, kentin görülmesi gereken, beklenen aydınlık yüzüydü. Ya o aydınlık yüzdeki karanlık noktalar? Tuzağa düşürülerek randevuevlerine satılan genç kızlar, hemen o sokakların ardındaki kumarhaneler, Güneydoğu’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Avrupa’ya uzanan ölüm konvoyları…

Peki ya öldürülen, üstelik tecavüz edilerek hunharca öldürülen, minicik avuçlarına, küçücük tırnaklarının içlerine kadar eroin tozuna bulanan çocuklar? Peki, ama bu çocuklar kimdi? Katili niçin onları hedef seçmişti?

Savcı Bey serisinin ilk romanı olan Ölü Çocuklar Şehri, 1970’lerin Türkiyesi’ni en göz alıcı ve en mide bulandırıcı yönleriyle gözler önüne seriyor. Bir nefeste okunacak bu polisiye uzun süre hafızalarınızdan silinmeyecek…ARKA KAPAK YAZISISis koptu geldi Haliç’ten, yuvarlanarak geldi dertop olmuş. Kız adım attıkça daha bir yaklaşıyordu sanki. Kız yavaşça başını çevirdi, omzunun üstünden yaklaşan, karanlığı yutarak dörtnala kalkmış gri-beyaz öcüye baktı. Ellerini iki yana açtı birden. Yere, dizlerinin üstüne çöktü. Diliyle çatlak dudaklarını ıslattı az biraz, sonra bir hırıltı koptu yüreğinin derinliğinden, hıçkırıkla karışık suçlamanın üvey kardeşi bir feryat yardı sessizliği, kadavraya vurulan neşter misali…

Hunharca öldürülen faili meçhul çocuk cinayetleri ve bu cinayetlerin peşini bırakmayan eski bir savcı…


İstanbul’un yeraltı kumarhanelerinden randevuevlerine, haraç kesen kabadayı bozuntularından sokaktaki bul karayı al parayı oynatanına hiç kimsenin saygıda kusur etmediği, aksine karşısında durmaya çekindiği
eski savcı Kâmil Çakır. Bir adalet adamı mı yoksa İstanbul’un
bağırsaklarına dolanmış bir kabadayı mı?

70’lerin İstanbulu…
Sıkıyönetimin kol gezdiği, millet ya da devrim uğruna bıyığı terlememiş delikanlıların birbirini öldürdüğü, kahvehanelerin tarandığı yıllar…

Güneydoğu’dan İstanbul’a uzanan uyuşturucu mafyası… Ağalar, mamalar, babalar… Ve hunharca öldürülen küçük çocuklar… Eski savcı Kâmil Çakır arka sokakların karanlığı kadar karanlık ilişkileri sayesinde işlenen cinayetlerin katilini bulmayı başarabilecek mi?

Aziz Üstel’in kaleminden devlet, kanun ve mafya üçgeninde gündüz kanunu uygulayan, geceyse racon kesen, kendi kanunlarını yazan bir Savcı Bey hikâyesi…


YAZAR 
AZiZ ÜSTEL

1970 yılında TRT dizileri çevirmenliği vasıtasıyla televizyonculuk ile tanıştı. Shakespeare çevirilerinin yanı sıra “Clockwork Orange” (Otomatik Portakal) gibi unutulmaz filmlerin çevirmenliğini yaptı. Bazı talk show programlarının yapım ve sunumunu üstlenmiş, CNN Türk’te futbol yorumculuğu yapmış, 24’te “Patron Katı” isimli programı hazırlayıp sunmuştur. Star gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN