Erol Akyavaş’dan Retrospektif sergisi

Erol Akyavaş’dan Retrospektif sergisi

1.395 views
0
PAYLAŞ

İstanbul Modern, “Erol Akyavaş- Retrospektif” sergisiyle sanatçının 1950’li yıllarda başlayan ve 1990’lı yılların sonuna uzanan yarım yüzyıllık sanatsal birikiminden kapsamlı bir seçki sunuyor.

EROL AKYAVAS RETROSPEKTIF

Ilona Akyavaş himayesinde ve Finansbank’ın katkılarıyla 29 Mayıs – 25 Ağustos  2013 tarihleri arasında İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu’nda yer alacak sergi, 290 yapıttan oluşan bir seçkiyi içeriyor. Sergi, Erol Akyavaş’ın Doğu-Batı sanat ve kültür dünyası arasında kurduğu kendine özgü sentezi, tuval üzerindeki zaman içinde dönüşüm geçiren perspektif ve mimari düzenlemelerini, insan figürünü merkez aldığı bilinçaltı arayışlarını ve son döneminde dünyanın farklı kültürleri ile giriştiği hesaplaşmaları geniş bir çeşitlilik içinde bir araya getiriyor.

Sergiyle ilgili basın toplantısına Erol Akyavaş’ın eşi Ilona Akyavaş, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Finansbank Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tunç Erdal, İstanbul Modern Şef Küratörü ve sergi küratörü Levent Çalıkoğlu katıldılar.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Doğu sanatının mistik ve tasavvufi yönüyle Batı sanatının soyutlama arayışını birleştiren Erol Akyavaş’ın, görünen gerçekliğin ardındakini aradığına değindi: “Çocukluğundan beri sonsuz bir merakla araştırdığı tasavvufla, ‘içinde bir şeyler yakalayabilme heyecanıyla’, kültürel birikimi, çok yönlülüğü, duyguları, sezgileri, düşleriyle tarihsel bağlantılar kuran, nakkaş gibi, mücevher ustası gibi incelikli bir çalışma yöntemiyle çeşitli teknik ve içeriklerle yeni biçimler yaratan Akyavaş, geleneksel simge ve imgelerle dünya görüşünü, inancını, estetiğini yansıttı. Mimarlığından ve fotoğrafçılığından beslenen, çok yönlü çalışmalarını dinsel ve tarihsel öykülerden yola çıktığı çalışmalar izledi, geçmişi günümüze kaydırarak, imgelemi yeniden kurgulayıp güncelledi. Çalışmalarında geçmiş ve gelecek, açıklık ve gizlilik, sonsuzluk ve ölümlülük, bilinç ve niyet gibi ikilemler bulunan Akyavaş, geleneğin, vazgeçilmez değerlerini yeniden üretmeyi amaçladı.”

 

Hem Doğulu hem Batılı olmanın yarattığı ikilemle, kendi geleneği, İslam sanatı ve kültürü ile Batı sanatı, kültürü ve düşüncesi arasında özgün bir sentez yaratan Erol Akyavaş’ın, 40 yılı aşkın süredir ürettiği yapıtlardan oluşan heyecan verici serüvenini izleme olanağı sağlayan bir sergi  gerçekleştirdikleri için mutluluk duyduklarını belirten Oya Eczacıbaşı, “Ilona Akyavaş ve ailesinin himayesinde gerçekleştirilen bu sergi, şu ana kadar düzenlediğimiz retrospektifler içinde ayrıcalıklı bir yere sahip. Öncelikle serginin hazırlanmasına büyük bir titizlik ve özenle yardımcı olan Ilona Akyavaş’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Ayrıca serginin gerçekleşmesindeki katkılarından dolayı Finansbank’a teşekkür ediyorum” dedi.

Toplumsal kalkınmanın, sadece ekonomik büyüme ile değil, kültür, sanat, spor gibi beşeri değerlerle de olacağına dikkat çeken Finansbank Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tunç Erdal, “Bankamız bu bağlamda sanata ve sanatçıya kuruluşundan bu yana verdiği önem ve desteği sürdürecektir. 20. yılımızda Erol Akyavaş retrospektif kitabını sanatseverler ile buluşturmuştuk. Şimdi de Doğu ve Batı kültürlerini, insan odaklı bir sembolizmle ve kendine özgü sanat diliyle eserlerine yansıtan büyük usta Erol Akyavaş’ın retrospektif sergisine destek vermekten mutluyuz. Bu sergide sanatçının Bankamız koleksiyonunda yer alan Fihi Ma Fih adlı üç parçadan oluşan bir eserinin de yer alacak olması, bizler için ayrı bir gurur ve mutluluk kaynağıdır” dedi.

07İstanbul Modern Şef Küratörü ve sergi küratörü Levent Çalıkoğlu, Erol Akyavaş’ın hayalleri, korkuları, cinselliği, inancı ile yaşayan bir varlık olduğunu, sanatın merkezinde aslında kendisi olduğunu gösterdiğini belirtti: “Tüm görsel, sembolik, kutsal, dışavurumcu referanslarına karşılık Akyavaş’ın sanatı, üreticisinin nefes aldığı zaman dilimi içersinde tecrübe ettiği aşklarını, heyecanlarını, mutluluklarını, korkularını, zaaflarını, sevgi ve dostluklarını temsil ediyor. İnsan olmak için katedilen yolculuğu, öncesi ve sonrasındaki dünyanın gizemlerini ve nefes almak için verdiğimiz emeği görselleştiriyor .”

Levent Çalıkoğlu, Erol Akyavaş’ın zengin bir anlatı ve inanç geleneği içinden geçen derin ve farklı bir görsel dünya kurguladığını vurgulayarak, sanatçıyı çağdaşlarından ayıran bu “öte dünya arayışı”nın merkezinde varoluşsal bir aşk, bilinmeyene karşı duyulan sonsuz bir merak ve ait hissettiği kutsalı sanata dönüştürme arzusu olduğunu ifade etti. Çalıkoğlu, yepyeni bir yaklaşımla kendine özgü bir sentez oluşturan Erol Akyavaş’ın büyük bir iştah ve heyecanla kendinden önce resim sanatının dışarıda tuttuğuna inandığı “yeni bir dünyayı” kişisel çalışma alanı olarak kabul ettiğini söyledi: “Onun sentezinin ana aksı Batılı anlamda bir resmin sınırlarıyla düşünmek değil, Doğu’nun gizemli ve daha önce görselleştirilmemiş bilgi ve kültürüyle hesaplaşmaktır. Doğu coğrafyasının kendisini minyatür yüzeylerinde dışavuran dünya ve perspektif algısını, insan ve tanrı arasındaki karmaşık bağı, menkıbelerin kimi zaman şiirsel ve hüzünlü kimi zaman da hayal gücünü kışkırtan zengin anlatılarını, kutsal Kabe’nin karanlık dikdörtgenini benzersiz bir görsel yaratıcılıkla sanatına davet eder.”

 

Erol Akyavaş kimdir?

1932 yılında İstanbul’da doğan Erol Akyavaş, Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde misafir öğrenci olarak resim eğitimi görür ve bu atölyenin sergilerine katılır. Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde yaz dönemi çalışmalarına katılır. Paris’te André Lhote ve Fernand Léger atölyelerinde çalışır. 1954 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne estetik ve sanat felsefesi okumak için gider. 1954-60 yılları arasında, Chicago kentinde mimarlık eğitimi görür, dönemin öncü mimarlarından olan Mies Van Der Rohe’dan mimarlık eğitimi alır. Amerika’da bir dönem fotoğrafçılık da yapar, ancak ne fotoğrafçılık ne de mimarlık Akyavaş’ın aradığı sanatsal tatmini sağlar. Resim sanatına geri döner ve vefat ettiği 1999 yılına kadar resmin sanatsal sınırlarını aşan bir üslupla sayısız imge ve anlam üretir.

1950’li yılların sonlarında gerçekleştirdiği aile ve MoMA koleksiyonunda yer alan erken dönem çalışmaları, kaligrafik yazının sembolik bir öğe olarak taşist renk anlayışı ile ilişkilendiği lirik arayışlardır. 1959’da çalışmalarında Doğu imgelerini kullanmaya başlar, 1960’lardaki çalışmalarında ise soyut ve figüratif öğeler öne çıkar. Resimlerindeki bu etkileşim, toplumsal bellek ve kültürel birikime dair temaları bir araya getirir. Varoluşçu felsefenin izlerini taşıyan resimlerinde, iki büyük tabu olarak din ve cinselliği, aykırı unsurlar değil, bireyi kuşatan metaforlar olarak kullanır

1950-1960 arasında organik soyutun çeşitliliği içinde kendine özgü bir anlatım dili arar. 1950’li yılların başında akademikleşmiş bir kalıpla üretilen post-kübist tarzda uyguladığı küçük boyutlu resimlerinin yanısıra İslam geleneğine, tasavvufa ve Doğu sanatlarına duyduğu ilgiden doğan bir sentez arayışı içindedir. 1960’larda çalışmalarındaki soyut ve figüratif öğeler öne çıkar. Mimari imgeleri resimlerinin her döneminde kullanır. Erol Akyavaş için mimari, somut bir mekandan öte, varlığın yaşamsal ve kültürel bir üretim alanının temsilidir.

 “Padişahların Zaferi” (1959) bir uluslararası müzenin daimi koleksiyonuna eklenen ilk yapıtıdır. Böylece 1961 yılında, henüz 29 yaşındayken New York’taki Modern Sanat Müzesi’nin (MoMA) koleksiyonuna giren ilk Türk sanatçı olur.

Erol Akyavaş için labirentin çocukluğundan beri devam eden bir cazibesi vardır. Görünenin ardındakini aramak ve bir belirsizlik içine girmek, iç dünyanın gelişebileceği bir alandır. 60’ların ilk yarısında estetik bir unsur olarak kadın bedenini, 80’lerden itibaren ise yazıyı resimlerinde kullanır.

İsimsiz, 1960 çalışmasıyla

1970’li yılların sonlarında labirenti andıran, metafizik göndermeleri olan geometrik yüzeyler belirir  resimlerinde. Labirent, hem form hem de kavram olarak çalışmalarına yerleşmiş ve zaman içinde çeşitlenmiştir. 1970’li yılların başındaki labirentler kıvrımlıdır, içe dönük mimarı hatlardır. 1980’li yıllarda Akyavaş çoğunlukla, önceki yıllarda ürettiği çalışmaları yeni düzenlemelerle ele alır. 1970’li yıllardaki kuşbakışı manzaralar, tuğla yapılar, kaleler ve labirenti andıran formlarıyla, 1960’lı yılların tanımlanması güç amorf figürlerini, işçiliği daha ince detaylı olan soyut bir üslupla bir araya getirir, fotoğraf üzerine desenler çalışır.

“Kimya-i Saadet”, “Hallac-ı Mansur” ve “Miraçname” gibi tarihin büyük hikayelerini konu edindiği çalışmalarında, hat sanatını, özellikle Vav harfini,  Kabe’yi, eski dini kitaplardan alınma ve evrensel anlamlar taşıyan şema ve sembolleri kullanır. Batı ile Doğu’yu kendine ait mimari, resimsel ve imgesel öğelerle birleştirir. Resimlerinde dönemsel olarak ele alınan kavramlar devinim ve dönüşüm içindedir. 1990’larda resimlerinde sembolizm, bireyin uzamsal bağlamda konumunu ve biricikliğini lirik bir anlatımla ortaya koyar, varoluş sorununu, mekansız ve zamansız, soyut bir tinselliğe dönüşmüş imgelerle anlatır.

 

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN