CIA: “ANKA’nın bilgileri İran’ın eline geçti!”

CIA: “ANKA’nın bilgileri İran’ın eline geçti!”

906 views
0
PAYLAŞ

TÜYAP’taki 11. Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı (IDEF’13)’nda büyük ilgi gören Türk Havacılık ve Uzay Sanayi AŞ’nin (TUSAŞ) standındaki insansız hava araçları “ANKA” ile “R-300 saldırı helikopteri” istihbarat romanına konu oldu. 

kirik-heykelTimaş Yayınları’ndan çıkan Kırık Heykel isimli romanda TUSAŞ’ın ürettiği insansız hava araçları ve saldırı helikopteriyle ilgili bilgilerin İran’ın eline geçtiği iddia ediliyor. Ali Çimen’in kaleme aldığı romanda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail’e olan bağımlılığa son verecek yeni savaş oyuncağının çalınması için Ruslar da devreye giriyor.

Zamanında önlenemeyen karşı casusluk olayı, Çırağan Sarayı’nda uluslararası güvenlik konferansına gelen CIA ajanının İstanbul Dolapdere’de girdiği çatışma sonrasında Rus ajanların aracından çıkan belgelerin MİT’e teslim edilmesiyle ortaya çıkıyor. Daha önce de yine CIA’nın verdiği bilgiler sayesinde biri Ankara’da, diğeriyse Adana’daki İncirlik üssü yakınlarında iki ayrı gezici Rus keşif timi etkisiz hale getirilmişti.

Ruslar’ın kullandığı Tarlabaşı’ndaki metruk binaya MİT’in düzenlediği operasyonda ele geçen belgelerde Boğaz Köprüleri, Uçaksavar Tabur Komutanlığı’na ait fotoğraflar, nizamiye girişleri, tabur planı, füze bataryalarının fotoğrafları, bazı subayların muhtemelen Rus kadınlarla çekilmiş fotoğrafları, Çanakkale Boğaz Komutanlığı, Ankara Akıncılar Üssü ve TUSAŞ’ın fotoğrafları ele geçiriliyor. Ruslar’ın içeriye tam olarak sızamadığı düşünülürken, CIA kötü haberi veriyor.

CIA’NIN ÇANKAYA’DAKİ GÜVENLİ EVLERİ!

CIA ajanı Jack ile MİT ajanı Sibel arasında Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne yakın bir noktadaki CIA’nın güvenli evlerinden birinde şu diyalog geçiyor:

“– Sibel… Korkarım İranlılar sizin görünmez kuşa sızmış.

– Daha neler! Bu imkânsız! İranlılar? ANKA’ya  mı?

 

Midesinin bulandığını hissetti. Sanki biri karnına burgulu bıçak sokmuş, sağa sola çeviriyordu. ANKA hava kuvvetlerinin en iddialı projesiydi. İnsansız hava araçlarında Türkiye’nin dışarıya, özellikle de İsrail’e bağımlılığına son verecekti. Ya da şimdiye kadar öyleydi. Projenin varlığından haberdar olanların sayısı bir elin parmakları kadardı. Oysa şimdi Jack, karşısına geçmiş, her şeyin mahvolduğunu söylüyordu. Hem de bizzat kendisinin sorumluluğu altındaki bir konuda. Sibel soğuk terler dökmeye başlamıştı. Toparlanmaya çalıştı.

– İstihbaratınız güvenilir mi Jack, emin misin?

– Sağlam tatlım. Mossad’daki köstebeğimizden. İranlılara çalışan biri, bir şekilde sizin kuşla ilgili verileri Tahran’dakilere uçurmuş. Adamın kod adı Şahap. Kim olduğuna dair net bir bilgi yok.

– Başka, diye sordu Sibel çekinerek.

– Ne yazık ki İsfendiyar da doğruladı.

İsfendiyar, CIA’in İran Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki adamının kod adıydı. Jack, herkesten gizledikleri bu çok gizli kaynağın varlığını nedense Sibel’den gizlememişti.

– Allah’ım, nerden çıktı şimdi bu! Ankara’ya gelmenin sebebi bu mu yoksa, diye sordu Sibel. Cevaptan emindi oysaki.

– Ne yazık ki öyle, dedi Jack, sizinkileri uyarmam lazım.

– Allah kahretsin! Bu iş doğrudan beni yakar Jack, anlıyor musun?

Karşı Casusluk Masası’nı devraldığından bu yana hiçbir ajana göz açtırmamıştı. Ama şimdi sevdiği adam dünyanın sonunun geldiğini ilan eden bir kâhin gibi hayatının en büyük fiyaskosuna imza attığını söylüyordu.

– Görünüşe bakılırsa biz Ruslarla uğraşırken İranlılar işi bitirmiş! Ve ben bunu engelleyemedim!

– Kendini suçlama, dedi Jack yumuşak bir sesle. Sibel’in elini sevgiyle kavradı ve devam etti:

– Sibel, bu durumda benim intihar etmem lazım. Baksana CIA bile köstebek kaynıyor!

Sibel titreyen ellerini gizlemeye çalışarak, şu ana kadar kokusu çıkmadığına göre bizimkiler de bilmiyor olmalı, diye fısıldadı.

– Muhtemelen, dedi Jack. Ama söylemek zorunda olduğumu biliyorsun. Ne MİT ne de CIA bu kadar büyük bir güvenlik riskini kaldırabilir. Hele böyle bir dönemde.

– Haklısın, diyebildi Sibel sadece. Adamın aklından geçen senaryoyu tahmin edebiliyordu. İran ANKA’yı geliştirir. Türkiye’ye karşı kullanır. Ama asıl önemlisi İsrail’e karşı kullanır. Kriz çıkar. İsrail, Türkiye’yi İran’la işbirliğiyle suçlar, her şey kontrolden çıkar. Ve güm!

Düşündükçe her şey daha da içinden çıkılmaz hale geliyordu. Jack’i durduramazdı. Üstelik ilişkilerinde her zaman profesyonelliği ön planda tutacaklarına dair birbirlerine söz vermişlerdi. İlk kez yenilgiyi bütün hücrelerinde hissetti. Çırılçıplak kalmış gibiydi. Jack geldiği için kelebekler uçuşan midesinde şimdi bombalar patlıyordu.

İşimi kaybedemem, kaybetmemeliyim. Teşkilat, hayatım, ideallerim, heyecanım, tutkularım… Bir hiç olurum.

– Jack, söylersen ne değişecek ki sence, dedi Sibel.

– Bilmiyorum aslına bakarsan ama olmamış gibi davranamam. Ne yapılacağına ancak sizinkiler karar verebilir.

– Ne yani! Erdoğan’ın gidip Ahmedinecad’a, uçağımızın planlarını bir zahmet geri verin demesini mi bekliyorsun?

– Kulağa çok aptalca geldiğini biliyorum. Ama bütün geri tepme ihtimaline karşı yine de sizinkileri uyarmak zorundayız.

– Geri tepme, diye tekrarladı Sibel.

– Yes, it may blow back.  Sizinkilerin Tahran’la arasından su sızmıyor. İran’dan böylesi cüretkâr bir hamle beklemezler. İkincisi, Mavi Marmara İsrail’le ilişkilerinizi mahvetti. Erdoğan, oradan gelebilecek her istihbaratı gözü kapalı reddeder. Delil isteyecektir. İsfendiyar’dan bahsedemeyiz. Deşifre olabilir. İran’daki operasyonlarımız çöker.

– Neresinden bakarsan bak, bombok bir durum, diye tamamladı Sibel.

– Öyle görünüyor.

– Senden başka kim biliyor bunu?

– Mossad’daki köstebeğimiz, ben ve bir de İsfendiyar. Rapor bende. Henüz Direktör’e iletmedim… Galiba en iyisi bu pis işi ona bırakmak.

Bir an durakladı Jack. Gözleri buğulandı. Derin bir nefes aldı:

– Kendi ellerimle seni ateşe atmak istemiyorum.

Bu adam beni seviyor.

– Peki ya hiçbir şey yapmasan?

– Anlamadım, dedi Jack. Tereddütlü gözlerle Sibel’e bakıyordu.

– Dediğin gibi, bizimkileri uyarsanız bile Erdoğan bunu Tahran’la aramızı bozmaya yönelik bir komplo olarak değerlendirecektir.

– Hiç şüphem yok, dedi Jack. Erdoğan’ı ve reflekslerini gayet iyi biliyoruz.

– O yüzden bu işi daha sessiz bir şekilde halletmenin yolunu bulmalıyız!

– Delirmişsin sen Sibel! Bana ne önerdiğinin farkında mısın?

– Anla beni, işimi kaybedebilirim. Ve bu beni öldürür! Biliyorsun! Başka bir yolu olmalı!

– Hayatım, bugüne dek sana çok yardım ettim. Kendi kariyerimi riske atma pahasına olsa bile. Benim için çok değerlisin. Ama bu… Bu ikimizi de ezip geçer.

– Biliyorum Jack, dedi Sibel adamın ellerini tutarak. Bunun için sana minnettarım. Ama başka bir yolu olmalı.

– Nasıl?

– Bilmiyorum. Ama bana zaman ver. Bir yolunu bulacağım.

– Well, done is done,  dedi Jack, raporu elimden geldiği kadar bekleteceğim.

– Seni seviyorum Jack, dedi Sibel. Mide bulantısının az da olsa geçtiğini hissetti. Pes etmeyecekti. Jack’e güveniyordu. Bir çare bulup tahribatı ortadan kaldıracaklardı.

– Umarım ikimizi de mahvetmeden bu pislikten sıyrılabiliriz, dedi Jack.

Gözlerinden çaresizlik akıyordu. Sibel daha önce onu hiç böyle görmediğini hatırladı….”

HERON’UN ALTERNATİFİ

Bu arada, 11. Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı (IDEF’13)’nda sergilenen ANKA, 120 kilogram ağırlığındaki kamera ile 23 bin fit yüksekliğe çıkıp görüntü aktarabiliyor. 3 milyon satırlık yazılıma sahip ANKA, 18 saat havada kalabiliyor. Kalkışından inişine kadar hiç bir pilot müdahalesine ihtiyaç duymadan görevini tamamlayabiliyor.  

 

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN