Alışveriş hastalık haline gelmeden yardım alın

Alışveriş hastalık haline gelmeden yardım alın

597 views
0
PAYLAŞ

Alışveriş yapmak kuşkusuz kadınların en sevdiği aktivitelerden biridir. Hatta kadınların milli sporu bile denilebilir. Ancak alışveriş hayatın odak noktası haline gelirse, karşılanabilenden fazla harcama söz konusu olursa tehlike çanları çalmaya başlamıştır. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Merve Büyükkucak, neden tutkuyla alışveriş yaptığımızı, bu tutkunun altında yatan sorunların ve alışverişin nasıl hastalığa dönüşebileceğini anlatıyor.

 

MerveBuyukkucakÖzellikle endüstrileşmiş ülkelerde alışverişin cinsiyete dayalı olarak farklı bir aktivite haline geldiğini görebiliyoruz. Alışveriş daha çok kadının alanına giren bir şey ve erkek aslında daha çok parasal işlerle ilgilenir oluyor. Kadınların alışveriş aktivitesine erkeklere göre daha pozitif bir tutumu oluyor. Araştırmalar kadınların erkeklere oranla daha aktif alışveriş yaptıklarını, daha fazla ürün aradıklarını ve vitrin gezdiklerini gösteriyor. Zaten birçok erkeğin de alışveriş yapmayı sevmediğini dile getirdiğini biliriz. Erkeklerden farklı olarak birçok kadın alışverişi bir boş zaman aktivitesi olarak görür, tıpkı bir kafede kahve içme, yemek yeme, gezip dolaşma, hatta sadece yürüyüş yapma gibi. Alışveriş bazen de böyle keyifli bir aktivite yerine bir iş gibi görülebilir; örneğin ihtiyaç duyulan bir şeyi arama bulma ve sonunda satın alma gibi, net bir amaca yönelik olarak.

Satın alma eylemi tatmin duygusu yaratıyor!

Alışveriş eskiden ihtiyaçların giderilmesi anlamına gelirken son yıllarda artık birtakım duygusal ihtiyaçların giderilmesine de cevap verdiği anlaşıldı. Bu nedenle işin bir de duygusal boyutu var; çünkü yeni bir şey satın almak birçok insana kendini iyi hissettiren ve hayatın birçok alanında kolaylıkla hissedemediğimiz bir güç hissi verebiliyor. Satın alınan şeyden çok satın almanın yarattığı tatmin ön plana geçiyor aslında.

Alışveriş sinir ve öfkeyi değil üzüntüyü hafifletiyor!

Birçok araştırma alışveriş yapmanın sinir ve öfkeyi değil ancak o an için üzüntüyü hafifletici etkisi olduğunu gösteriyor. Sinir daha çok kontrol hissi ile ilişkilendirilen bir duygu ama üzüntü öyle değil. Üzüntü belki birçok duygudan daha da fazla olarak kontrol hissinin kaybı ile eşleştirebiliyor. Çünkü üzüntü yaşayan insanlar genelde üzüntülerin kaynağını başkalarıyla ya da şansla açıklamaya daha meyilli oluyorlar. Bu nedenle alışveriş de bu kaybedilen kontrol hissini onarma amacıyla kullanılabiliyor. Çünkü alışveriş nerede alışveriş edeceğiniz, hangi mağazadan satın alacağınız ve ne alacağınız gibi birçok kişisel seçimi ve dolayısıyla kişisel kontrolü içinde barındıran bir aktivite.

Bunun yanı sıra yeniliğin her zaman canlandırıcı etkisi var; böylelikle sıkılmaya da bir alternatif aslında alışveriş. Özellikle kadınlar için alışveriş etmenin canlandırıcı bir etkisi olduğu bilinmekte. Alışveriş bir kadının stresini ve kaygısını azaltabilir, onda tatmin hissi yaratabilir. Özellikle de uygun fiyata bir ürün satın alındığında bir başarı hissi de buna eşlik edebiliyor.

Kazanmak, sahip olmak seratonin seviyesini yükseltiyor!

Beyin kimyası açısından baktığımızda ise alışveriş sırasında seratoninin katkısından da bahsetmek mümkün. Şöyle ki, mutluluk hormonu olarak da bilinen seratoninin yetersiz seviyelerde olması depresif duygudurumları ile eşleşmekte ve medikal destekle normal seviyelere çıkarılmaya çalışılmakta. Yaşamımızda birçok aktivite aslında bu seratonin etkisini yapabiliyor; örneğin: gün ışığı, egzersiz, masaj ya da mutlu olduğumuz anları düşünmek gibi. Aynı zamanda kazanmak, sahip olmak da aynı etkiyi yapıyor. Alışveriş yapmak ya da hediye vermek de aynı amaca hizmet edebiliyor. Depresif duygudurumunda daha çok kayıp hissi ön plandayken aslında almak ve sahip olmakla bu his tersine çevriliyor. Bu nedenle de birçok insan, en başta kadınlar sıkıldığında ya da depresif hissettiğinde alışverişe yönelebiliyor.

Elbette kadınlar için işin bir de görsel yanı var. Evrim teorilerinden de bildiğimiz gibi kadın dış görünümü ve güzelliği erkek ise gücü ile ön planda olan bir varlık. Dolayısıyla dış görünümü güzelleştirmeye ve diğer kadın rakiplerinin arasından sıyrılmaya dair bir alışveriş merakından illa ki söz etmek mümkün, ancak burada alışveriş konusunu sadece dış görünümle kendini beğendirme isteği ile sınırlamak doğru olmayacaktır; evi için ya da ailesi için de kadınların sıklıkla alışveriş yaptığını biliyoruz. Burada da “iyi hissetme”ye dair motivasyonların ön plana geçebileceğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda arkadaşlarla sosyalleşme, atmosfer değişimi, gibi stresi azaltıcı etkisi de oluyor.

İndirimli alışveriş neden daha cazip?

Burada kaçırmaktan korkma duygusu devreye giriyor (fear of missing out). Halbuki %70 indirime girmeyen bir tshirt’ü neden daha önce istemediğimizi ve indirimdeyken üzerine atladığımız bilemeyiz, anlayamayız. Tabii bu korku aynı zamanda başkalarıyla da rekabet ettiğimizi bilmemizle birlikte daha da artar. Hatta öyle ki bazen kazanmak, satın almanın da önüne geçer. İndirimde birçok güzel ürün satın alabilmek kişiye bir zafer hissi verebiliyor. Çünkü kişi başkalarının da aynı kalabalık içerisinde sahip olmak istediği bir şeye sahip olmayı başarmış oluyor. İndirim sırasındaki kalabalık duyguların etkisini artırırken rekabet hissi de gerçekte aldığımız şeyin değerini veya ihtiyacımızı rasyonel şekilde değerlendirebilme yetimizi bozabiliyor. Bir de çoğunlukla bir ürünün fiyatını onun kalitesiyle eşitleme gibi bir eğilimimiz oluyor. Bu durumda gerçekte fiyatı daha ucuz olan ve daha sık kullanabileceğimiz bir gömlektense fiyatı çok yüksekken şimdi düşmüş ama aslında o kadar da sık giyemeyeceğimiz bir gömlek daha cazip hale gelebiliyor. Tabii bir de bu indirimler aslında ne kadar harcadığımızdan ziyade ne kadar az para verdiğimiz ve ne kadar parayı kurtardığımıza odaklanmamıza sebep oluyor. Ancak indirim furyasına kapılıp da ucuzladığı için çok ürün satın alındığında kişiler bu sefer kredi kartı ekstrelerinde gördükleri rakama şaşırabiliyorlar; çünkü sonuç hiç de avantajlı bir alışveriş anlamına gelmeyebiliyor. Bir yandan da bu dönemlerde alışveriş yapmak bir şey bulmak anlamında oldukça zaman harcamanızı gerektiren bir durum. Bu nedenle de bu harcanan sürede eve eli boş dönmemek de önem kazanabiliyor. Herhangi bir şey “bulabilmek” bir amaç haline gelebiliyor. Ve birçok araştırma da aslında indirimde alışveriş yapan insanların en nihayetinde indirim olmayan dönemde yapanlara oranla çok daha fazla para harcadıklarını gösteriyor. Çünkü genelde satın aldıkları şey aslında gerçekten çok istemedikleri ya da onları çok da tatmin etmeyen bir ürün olabiliyor ve bu nedenle de daha hoşlarına gidecek bir şey bulma amacıyla alışverişe devam edebiliyorlar. Alışverişin başarısı da verimi, yani ne kadar üstün bir ürüne ne kadar az para verdiğinizle ölçülebiliyor.

Alışveriş yapma isteği hormonlara bağlı olabilir mi?

Mensturasyon döngüsünün kadınların birçok davranışsal, psikolojik ve fiziksel durumları ile ilişkilendirildiği bilinmekte. Östrojen dengelerinin değişmesiyle paralel bir şekilde birçok araştırma yumurtlama sonrası dönemde kadınların daha rasyonel, mantıklı ve kontrollü olduklarını, yumurtlama ya da premens dönemde dürtüsel hareketlerinde, kaygı ve huzursuzluk hislerinde bir artış yaşadıklarını göstermektedir. Yumurtlama döneminde ve doğurganlıklarının zirve yaptığı süreçte kadınların giyim tarzlarını erkekleri etkileyecek şekilde adapte ettiklerini (süslenme etkisi) görüyoruz. Araştırmalar gerçekten de premens döneminde kadınların diğer dönemlere oranla daha dürtüsel ve daha az kontrollü davrandıklarını ve bu sürecin de fazla para harcama davranışı ile aynı doğrultuda bir bağlantısı olduğunu göstermektedir. Kadınların kendilerini nasıl hissettikleri ve benlik algıları erkeklere oranla alışveriş davranışı ile daha yakından ilintili ve erkeklere oranla bu deneyime atfettikleri önem çok daha fazla. Elbette ki kadınların finansal davranışları üzerinde mensturasyon döngülerinin etkisi inkar edilemez. Premens döneminde harcamalara karşı daha az kontrollü bir yaklaşım oluyor, daha dürtüsel ve daha fazla harcamalar oluyor. Aynı zamanda konsantrasyon ve hafıza, duygusal iniş çıkışlar ve verilen tepkiler anlamında da sıkıntılar yaşanabiliyor. Tüm bunlarla bağlantılı olarak da paraya dair çok da işlevsel olmayan davranışları bu dönemde sergileyebiliyorlar. Çoğunlukla da sonuç planlanandan daha fazla harcama, kontrolü kaybetme hissi, ve etraflıca düşünmeden dürtüsel olarak yapılan alışverişler olabiliyor.

Alışveriş hayatın odak noktası haline geldiğinde tehlike çanları çalmaya başlamıştır!

Alışveriş yapmak iyi hissettirdiği için bu kendi içinde bir kısır döngü haline gelebiliyor, yeni bir şey satın alarak ne kadar mutlu ve neşeli oluyorsak mutlu hissettiren aktiviteyi tekrar etmeye ya da o aktiviteden daha fazla yapmaya dair yeni bir istek doğabiliyor. Burada mutluluk ve kendini iyi hissetme ile ilişkilendirdiğimiz seratoninin döngüsel etkisinden söz etmek mümkün. Yani alışveriş yaparak daha iyi hissetme, daha iyi hissettiğin için yine alışveriş yapma ve sonra yine iyi hissetme gibi bir kısır döngü kişiyi kıskacına alabiliyor. Ve elbette ki burada bağımlılık tehlikesi de ortaya çıkabiliyor. Alışveriş yapmanın abartılması ya da tehlikeli boyuta gelmesi ancak bu davranışın kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başlaması, gün içerisinde bu konu etrafında ciddi bir meşguliyet oluşturmaya başlaması, alışveriş yapamadığında ya da herhangi bir şey satın almadığında ciddi bir içsel, ruhsal sıkıntı çekmeye başlaması ve tüm bu aktivitelerin sonuçlarından zarar görmeye başlaması (ör: ödeyebileceğinden çok daha fazla bir borcun altına girmek gibi) ile anlaşılabilir. Elbette bunların anlamı üzerine düşünmek de önemlidir. Örneğin dış görünüme dair yapılan yatırımların bu kadar fazla ve yoğun olması ve sürekli bir “alma” davranışında olmak psikolojik ve ruhsal düzeyde bu davranışların neyin yerine geçmekte ve aslında nasıl bir “eksiğin” tamamlanmasına dair bir çaba haline gelmekte olduğunu ve bunların hepsini kişisel bazda değerlendirmek gerekir. Bu şikayetlerle terapiye gelen danışanlar için öncelikle bu sürecin anlamını keşfetmelerine büyük bir önem atfediyoruz.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN