O ORMANDA ÖLDÜ, BU ORMANDA YAŞAYACAK!

O ORMANDA ÖLDÜ, BU ORMANDA YAŞAYACAK!

885 views
0
PAYLAŞ

SABAHATTİN ÂLİ

İdefix Sanal Kitap Fuarı boyunca süren Yazar Ormanı anketinin sonuçları belli oldu. Daha önce yine verdikleri oylar doğrultusunda Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet adına iki orman kurulan idefix üyeleri, bu defa %13 oy ile Sabahattin Ali’yi seçtiler.

21 Aralık tarihinde sona eren ve 30 gün içinde yaklaşık 3 milyon kişiyi ağırlayarak, kendi rekorunu bir kez daha kıran İdefix Sanal Kitap Fuarı süresince gerçekleşen Yazar Ormanı anketinin sonuçları belli oldu. Daha önce Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet’in adına iki ormana hayat veren idefix, bu yıl kuracağı ormanı üyelerinin oyları doğrultusunda Sabahattin Âli’ye ithaf edecek. İdefix’in Sanal Kitap Fuarı boyunca yaptığı ankette, idefix üyeleri %13 oy ile Sabahattin Ali’yi seçtiler.

 

1948’de yasal yollardan yurtdışına çıkma olanağı bulamadığı için ülkeden kaçmaya çalışırken para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından katledilen ve cesedi aylar sonra Bulgar hududuna yakın bir ormanlık alanda bulunan Sabahattin Ali’nin adını alarak bir kez daha değerlenecek olan bu orman, Nisan 2012’de ÇEKÜL ve idefix’in birlikte belirleyeceği bir alanda yeşerecek!

 

Ortalama büyüklükteki her 200 kitap için yetişkin bir ağacın kesildiği bilgisiyle yola çıkan idefix, bu projeyi o sene idefix’ten satın alınan kitaplar için kesilen ağaçları doğaya geri kazandırmak amacıyla başlattı. “Her sene dikeceğimiz fidanlar ile oluşacak ormanlarımıza da yazarlarımızın ismini verelim istedik” diyen idefix Direktörü Bora Ekmekçi sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu kapsamda TEMA ve ÇEKÜL ile birlikte ve onların da katkılarıyla ormanlarımızı oluşturmaya başladık. İlk ormanımızın fidanlarını usta yazarımız Yaşar Kemal’e ithafen Malkara’da diktik. İkinci ormanımız ise Nazım Hikmet adına Kemerburgaz’da yeşerdi. Sıra geldi Yazar Ormanları’nın üçüncüsü olan Sabahattin Âli Hatıra Ormanı’na.”

Sabahattin Ali | Bir Orman Hikayesi

Orman bizim her şeyimizdir delikanlı, anamız, babamız, evimiz…- diye, yanımda oturan ihtiyar anlatmaya başladı. Alacakaranlık gittikçe artıyordu. Güneş, aşağılarda uzanan ovadan tamamen çekilmişti. Yalnız arkamızdaki büyük ormanda, ağaçların üstüne atılmış kırmızı bir çuha gibi rüzgarla hafif hafif kıpırdıyordu. Biraz sonra büsbütün kayboldu. Ve o anda her şey değişiverdi. Şimdiye kadar yaşayan, kımıldayan, ses çıkaran ova artık ölüydü ve beyaz, ince bir sisle örtülmeye başlamıştı. Buna karşılık orman canlanıyordu. Sabahtan beri ancak mırıltıları duyulabilen ağaçlar konuşuyorlar, bağırıyorlar, sallanıyor ve ellerini birbirine uzatıyorlardı. Yalnız ağaçlar değil, yerdeki otlar, kuru yapraklar, çalılar, ağaçların gövdesine sarılan sarmaşık soyundan nebatlar, hatta kahverengi mantarlarla koyu yeşil yosunlar bile canlanmıştı. Gürültülü bir kımıldama, bir ses kargaşalığı ormanın kenarlarından dışarı dökülüyordu. Arkamızda büyük bir şehir gerinerek uyanıyor zannediyordum. Birden bir işaret almışlar gibi bu ahenge hayvanlar da karışıverdiler. Kuş haykırışları, ulumalar, acele koşan ayakların altında kırılan dalların sesi birbirini kovalıyordu. Ara sıra ovaya kadar uzanarak oradaki mutlak sessizliği bile yırtan acı ve keskin bir feryat, arkasından bir boğuşma gürültüsü ve uzun hırıltılar, bu karanlıkla beraber canlanan şehre korkunç bir mahiyet veriyordu.

(Sabahattin Ali, Resimli Ay, s. 7, Eylül 1930)

 

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN