Küçük bir şehir, küçük bir çocuk…Salçalı Ekmek

Küçük bir şehir, küçük bir çocuk…Salçalı Ekmek

1.922 views
1
PAYLAŞ

Hayatta geçmişle yüzleşmek… “Salçalı Ekmek

 

 

Kim olduğumuzu, nereye ait olduğumuzu, yitip gidenlerin aslında yaşadıkları süre boyunca çok fazla önem taşıdıklarını anlamak için örnek alabileceğimiz bir eser. ”Salçalı Ekmek”  zamanın geçmiş olmasının bahane olmadığı , geçmiş zamanında önemli olduğu, hayatımızda her yaşanan olayın bizlere nasıl etki ettiği konusunda yol gösterecek. Sadece geçmişle yüzleşmek değil aynı zamanda, yaşadığımız olaylara bakış açımızı değiştirecek ”Salçalı Ekmek” okunması gereken bir eser.

 

Serkan Koktay;  01.05.01976 Kırklareli’de doğdu. İlk, orta ve liseyi Kırklareli’de tamamladı.
Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi-Seramik Anasanat Dalı mezunu. On yıl gibi bir süre tekstil tasarımı ile uğraşan Koktay, bir çok büyük marka ile çalıştıktan sonra sektörü bıraktı.
Halen Hannover Messe’de  Kurumsal İletişim Koordinatörü olarak çalışıyor. “Salçalı Ekmek” Serkan Koktay’ın  ilk kitabı. Kitap Sokak Kitapları Yayınları’ ndan (http://www.sokakkitaplariyayincilik.com/) 2012 nin ilk aylarında çıkacak. Koktay; Kitapla ilgili olarak  akıp giden hayatta geçmişle yüzleşmek, geçmişi yeniden sorgulamak ve geçmişle bir kez daha başbaşa kalmak…Kim olduğumuzu, nereye ait olduğumuzu, yitip gidenlerin aslında yaşadıkları süre boyunca çok fazla önem taşıdıklarını anlamak ve bir nevi geçmişle hesaplaşma diyor…

ÖNSÖZ

Her şey kamyonların ağır yüklerinden dolayı derin çukurlar açılmış, gidiş geliş yönü tek olan asfalt yolda arabayı kullanırken şehrin silüetinin dikiz aynasından gözlerime takılması ile başladı. Başımı çevirip son bir kez arkaya bakmak istedim. Araba öyle hızlıydı ki yapamadım. Görmediğim bir varlık ayağımı gaz pedalına daha da bastırıyordu sanki. Bir an önce şehrin silüetini yansıyan dikiz aynasından ve gözlerimden silmek ister gibiydi.

Bir süre ilerledikten sonra arabayı sağa çektim. Ne şehre geliş yönünde, ne de şehirden gidiş yönünde benim kullandığım arabadan başka bir araba yoktu. Saate baktığımda akşam sekiz olmak üzereydi. Parlak güneşin tam tepeden inip kızıla çalmış hali, mavi gökyüzünde yavaş yavaş kalbolmaya başlamış olsa da, sıcaklığı hala asfalt yolun üzerindeydi. Sıcaklığını yüzümün  ve bedenimin her zerresinde hissettim o anda. Büyük bir kuş sürüsü kızıla çalmış güneşin önünden en gürültülü halleri ile geçiyorlardı.

Teşekkür eder gibiydi her bir kuş mavi gökyüzüne, buğday başakları sarıya dönmüş geniş tarlalara ve tarlaların sınırlarını belirlermiş gibi hetbetli bir şekilde duran kocaman gövdeli meşe ağaçlarına. Binlerce teşekkür ötüşü aynı anda, birbirine karışan, melodisi belli olmayan çığlıklarla yankılanıyordu kulaklarımda.

Biten bir güne minnetti bu…

Kuşların geçişini izledikten sonra ardımda kalan şehre diktim gözlerimi hiç açmadan. Gözlerime gerek yoktu görmek için. Ruhumu bir süreliğine içimden çıkardım. Hiç acımadı ruhum bedenimden ayrılırken. Kış ayazında ağzımdan çıkan buğulu bir nefes gibiydi sanki ruhum. Görebiliyordum…En hızlı halimle şehrin üstünde süzülmeye başladım. Bu nasıl bir mutluluktu? Bu nasıl bir huzurdu?
Kızıl güneş tamamen kaybolup gökyüzü siyaha boyanmadan söyleyeceklerimi söylemeliydim.

Söyledim…Herşeyi anlattım… Dinledi, hiç konuşmadı küçük şehir. Sonunda kuşların aksine sessizce teşekkür ettim. Nazik bir şahsiyet gibi başını eğdi hafifçe.

Sözcüklere gerek olmadan anlaştık biz küçük şehirle. Gülümsedi sonra…Aradığımı yıllar sonra verdi bana. O dünyalara değer tek gülücüğü yanıma alıp öylece devam ettim yoluma.  Huzurla…

Facebook sayfası>> Salçalı Ekmek

Diğer Yazıları >>

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAKIN