Steve McCurry’nin “Son Kodachrome Filmi” sergisi İstanbul Modern’de

Steve McCurry’nin “Son Kodachrome Filmi” sergisi İstanbul Modern’de

2.811 views
0
PAYLAŞ

“Gerçeğin en iyi yorumu”

İstanbul Modern, Steve McCurry’nin “Son Kodachrome Filmi” başlıklı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Magnum Photos üyesi ve National Geographic dergisinin fotoğrafçısı Steve McCurry’nin son Kodachrome filmiyle çektiği fotoğraflar, 3 Ağustos- 4 Eylül 2011 tarihleri arasında dünyada ilk kez sergilenecek. Engin Özendes’in küratörlüğünü yaptığı serginin sponsoru Zaman.
Gelişen teknoloji ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşmasıyla birlikte özellikle basın fotoğrafçılarının gözdesi olan Kodachrome’un üretimi 2009 yılında durduruldu. 1935’te üretimine başlanan, görüntü teknolojisinde “ikon” olarak nitelendirilen Kodachrome, 73 yıllık tarihinde amatör ve profesyonel fotoğrafçıların en çok tercih ettiği filmlerden oldu. 1960’lı yılların sonu ile 70’lerde efsaneleşen film için, 1973 yılında ünlü sanatçı Paul Simon bir şarkı yaptı. Steve McCurry, 30 yıldır kullandığı bu filmin son 36 karesiyle, 6 haftada 30 bin km yol katedip, farklı ülkelerdeki kentleri ve kişileri çekerek, bir dönemin kapanışına tanıklık etti.


“Hikayenin son bölümünü ben yazmak istedim”
Yaklaşık 30 yıldır sürekli National Geographic için çalışan ve en iyi fotoğraflarından çoğunu Kodachrome ile çektiğini, 800 bin kareden oluşan bir arşivi bulunduğunu belirten Steve McCurry,  “Kodachrome gerçekten de rengi yakalıyordu. Ve renkler tam anlamıyla olağanüstüydü. Çok gösterişli olmayan zengin renklerdi bunlar. Gerçekten de gerçeğin en iyi yorumuydu. Ve bu yüzden filmin üretiminin sona ereceğini öğrendiğimde, Kodachrome’un hikâyesinin son bölümünü ben yazmak istedim” diyor.


Steve McCurry, Rochester, New York’taki üretim bandından çıkacak en son Kodachrome filminin kendisine verilmesi için Kodak’la görüşünce şirket, hemen kabul etti. Steve McCurry, son ruloyu makinesine yerleştirirken çok tuhaf bir hisse kapıldığını ifade ediyor: “Çünkü bunu daha önce binlerce kez yapmıştım. Ve artık alışkanlık haline gelmişti. Bunu tekrar yapmak biraz tuhaf, biraz nostaljik bir histi. Bunu son kez yaptığımı biliyordum. Ancak bu işin benden, kalbimden bir şeyler taşımasını, bana seslenen fotoğraflardan oluşmasını istedim.”
Neyin fotoğrafını çekeceği konusunda bir planı olmayan Steve McCurry’e göre, iyi fotoğraf, ilginç durumların, güzel ışığın ve belli bir anın birleşiminden oluşuyor. McCurry, “insani bir hikayesi olmayan bir kartpostal çekmek” istemiyor: “Sadece 36 pozunuz varsa ve her birinin özel ve ilgi çekici olmasını istiyorsanız, üzerinizde baskı hissedersiniz, çünkü her kare değerlidir.” Bu nedenle bir dizi portre çekmeye karar veriyor. New York’un ikon yüzlerinden biri olarak seçtiği Robert de Niro ile başladıktan sonra Kodachrome ile tekrar bir araya gelişini kutlamak için her şeyin, kariyerinin başladığı yere gitmeye karar veriyor. Odağın, açının, rengin, ışığın, zamanın doğruluğundan emin olmak için her kareyi önce dijital makinesiyle çekiyor.


Hindistan’ın Hollywood’u olan Bollywood’da birkaç ikon yüz çekmek istiyor, Hindistan’ın ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Amitabh Bachchan ile başlıyor ve Hintli aktör, yönetmen, yapımcı Aamir Khan, Hintli yazar ve aktrist Shenaz Treasurywala, Hintli aktrist ve yönetmen Nandita Nas ve Elizabeth filminin yönetmeni Shekhar Kapur ile sürdürüyor çekimlerini.


Kodachrome gibi yok olan göçebe kültürü
Steve McCurry daha sonra Bombay’ın kuzeyinde Pakistan sınırında bir Hindistan eyaleti olan, “kendini evinde gibi hissettiği” Rajastan’daki Rabari kabilesinden insanları çekme nedenini şöyle açıklıyor: “Hızlı kalkınma ve modernleşme ile birlikte zaman burada da göçebe kültürün aleyhine işliyor. Bu göçebe toplumun yaşam şekli büyük bir hızla sona yaklaşıyor. Madem Kodachrome da yok oluyor, o halde onu en iyi şekilde Rajastan çobanlarının hafızasında yaşatarak yüceltebiliriz. Burası gerçekten de başka bir gezegen gibi. Köydeki insanlar çok ilginç ve görülmeye değer. Bence hikâyeyi anlatan gözler ya da hatlar değil,  yüzün tamamı ve görünüşün çarpıcılığı. Hikayelerini tek başlarına değil, bir arada anlatıyorlar.”
Hindistan sonrası çekimlerini “İstanbul’un Gözü” olarak tanınan Ara Güler, New York’a dönüşte Grand Central Station, Washington Square Park ve Union Square’de sıradan insanlar ve Magnum fotoğrafçısı Elliot Erwitt ile sürdüren Steve McCurry, bir karede Kodak sarısı PKR 36 plakalı taksinin önünde bir poz veriyor. Son üç kareyi de, film üretiminin durdurulmasından sonra filmi yıkayacak tek laboratuar Dwayne’s Photo’nun bulunduğu ABD’nin Kansas eyaletindeki Parsons kentinde çekiyor. Son kare Parsons kentinin mezarlığındaki heykeller ve Kodachrome renklerini çağrıştıran sarı-kırmızı çiçekleri gösteriyor.
Dünyada en çok üretilen fotoğraf
Serginin küratörü Engin Özendes, serüvenine 19. yüzyılda başlayan Kodak’ın 20. yüzyıla da damgasını vurduğunu belirterek, 1935’lere kadar her yıl gerek sinema gerekse fotoğrafa yaptığı katkılarla gelişen Kodak’ın 1935’te 16 mm sinema filmini, 1936’da ise 35 mm Kodachrome slayt filmini satışa sunduğunu belirtiyor.

Özendes, 1974’ten bu yana fotoğrafçı ve fotomuhabiri olarak çalışan Steve McCurry’nin yaşamında Kodachrome’un unutulmaz yeri olduğunu anımsatıyor: “McCurry, 1984 yılında Afganistan-Pakistan sınırındaki bir mülteci kampında çalışırken, bir grup çocuğun sesini takip ederek bir çadıra ulaştığında, tarif edilemez derecede etkili yeşil gözleri olan 12 yaşındaki Afgan kızını görür. Afgan kızı Şerbet Gula’nın fotoğrafı, Haziran 1985’te National Geographic’in kapağında bütün dünyaya ulaşır. Derginin bugüne kadarki en dikkat çekici ve en bilinen kapak fotoğraflarından olur. Kopyalarıyla, aslından yararlanarak yapılmış resimleriyle, örtülere ve yastıklara işlenmiş haliyle 20. yüzyılın sembollerinden birine dönüşür. Dünyada en çok üretilen fotoğraf olma özelliğini taşırken, National Geographic’in de en iyi 100 fotoğrafı arasına girer. Bir kere görüldüğünde artık unutulmayacak, Kodachrome’la kaydedilmiş bir fotoğraftır bu.”

Steve McCurry’nin beş adet kayıpla tamamladığı Kodachrome 64’ün sonuncu filminin dünyanın ilk ve en önemli fotoğraf müzelerinden biri olan, Rochester’daki George Eastman House’da korunduğuna değinen Engin Özendes, “Böylece fotoğraf tarihinde yine bir kilometre taşı, görevini tamamlayıp fotoğraf çekenleri bu defa dijital bir yolculuğa uğurladı,” diyor.
“Son Kodachrome Filmi” sergisinde ayrıca National Geographic kanalının bu son filmin çekim sürecini izlediği belgesel ve Steve McCurry’nin diğer çalışmalarından oluşan fotoğraf serüvenini aktaran slayt gösterisi sunulacak.

STEVE MCCURRY
Özellikle duygusal çağrışımlarla yüklü renkli fotoğraflarıyla tanınan Steve McCurry, belgesel fotoğrafçılık geleneğinin izinde, insanlık mücadelesi ve sevincinin özünü yakalamayı amaçlıyor. 1986’dan beri Magnum Photos üyesi olan McCurry Philadelphia’da doğdu ve Pennsylvania Eyalet Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Koleji’nden onur derecesiyle mezun oldu. İki yıl boyunca bir gazetede çalıştıktan sonra serbest fotoğrafçı olarak Hindistan’a gitti. Hayatı izlemeyi ve beklemeyi burada öğrendi.
Rus işgalinden hemen önce, yerel giysilere bürünüp kılık değiştirerek Pakistan sınırından isyancıların kontrolündeki Afganistan’a geçmesi, kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Afganistan’dan giysilerinin içine dikilmiş film rulolarıyla çıktı ve çektiği fotoğraflar tüm dünyada yayınlanarak bu ülkedeki çatışmayı gösteren ilk imgeler arasında yer aldı. Bu çalışmasıyla En İyi Yurtdışı Haber Fotoğrafçılığı dalında Robert Capa Altın Madalyası’na layık görüldü. Aldığı pek çok ödülün arasında Ulusal Basın Fotoğrafçıları Derneği’nin Yılın Dergi Fotoğrafçısı Ödülü de bulunmaktadır. McCurry, aynı yıl Dünya Basın Fotoğrafları Yarışması’nda daha önce eşi görülmemiş bir başarıyla dört birincilik kazandı. Olivier Rebbot Memorial Ödülü’nü iki kez aldı.
Burma, Sri Lanka, Kamboçya, Filipinler, Körfez Savaşı ve eski Yugoslavya gibi uluslararası çatışmaların ve iç savaşların yaşandığı pek çok bölgede çalışan Steve McCurry, Afganistan ve Tibet’te fotoğraf çekmeye devam ediyor. McCurry, insan deneyimine dair hikayeleri yakalamak için dil ve kültür sınırlarını aşmakta olağanüstü bir yatkınlık sergiliyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAKIN