Evdeki eşyaları atıyorum, atıyorum aaaaat-tıııııım

Evdeki eşyaları atıyorum, atıyorum aaaaat-tıııııım

4.105 views
1
PAYLAŞ

Türk insanı hayatının önemli bir bölümünü ebeveyninin evinde yaşadığı o çok fena eşya yığma/saklama/”zamanı gelince kullanırız aman dursun” mantığıyla geçirmek zorunda kalır. “Zamanında alamadıydık”, “Bizim zamanımızda yoktu ki herşey”, “Siz tüketim çağı çocuğusunuz zaten, hiçbir şeyin değerini bilmezsiniz” söylemleriyle bir yandan evdeki gereksiz eşyaları kahramanca koruma savaşı veren ebeveynler, bir yandan da “Biz göremedik, çocuklarımız ondan bundan mahrum kalmasın” diyerek çocuk ve torunlarını sonu olmayan bir tüketim çılgınlığına teşvik etmekten de geri kalmazlar. Kesinlikle kullanılmayan ve kullanılmayacak her türlü eşyanın evlere yığılması, mevcut saklama ünitelerinin bunlarla doldurulması, üzerinde de tam bir Türk klasiği olan balkonların kapatılarak bir “Anlamsız eşyalar deposu” haline getirilmesi sonucu insanımız zaten “90 metrekarelik bir evde çekirdek ailenin yaşamasını nasıl imkansız kılarız?” mantığıyla tasarlanmış tuhaf mimarili evlerde bunalarak ve birbirlerine çarparak yaşam sürdürmeye çalışır.

Bir yandan bazı yabancı menşeli “Kendi mobilyanı kendin kur” temasını yayma odaklı mağazaları gezerken yaşanan “Ağğbi bak gavurlar 50 metrekareye neler sığdırmış, üstelik ne ferah” minvalinde konuşmalar yapmayı ihmal etmeyen halkımız, diğer yandan da bu mağazaların bir türlü monte edemedikleri ürünlerini evlerine taşıyıp aynı havayı yakalayamamaktan dem vururlar. Oysa sorun üründe değil evlerde mevcut olmayan boşluklardadır. Sekiz nesildir birbirine aktarılan ama hiçbir kadının kullanmadığı ve “Anneannemin bir yastıkta kocasınlar yastığı kılıfı, çok değerli, hayatta kıyamam”, “Bu dantelanglezleri yaysam bizim masaya iki dakkada leş yapar bizim çocuklar”, “Büyük halamın ipek hamam keseleri bunlar kenarları da iğne oyası” vb. söylemlerle kahramanca savunarak sandıklara tıkıştırdığı çeyizler nesilden nesile aktarılır ama gün yüzüne çıkarılmazlar. Madem bu kadar değerli ve evde kullanılsa kıymeti bilinmeyecek şeylerdir, neden çerçevelenip sergilenmez ya da bu tür kültürel mirası sergileyen birtakım kurumlara bağışlanmaz anlamak mümkün değildir. Aile içinde, sandıklarda, sandık lekesi olup çürütülmesi ve laptopuyla yatağının üzerinde kikirdeyen ve hayatta bu tür işlerle ilgisi olmayacak kıza “Evlenince değerini anlar” düşüncesiyle aktarılması esastır.

Anneler mevcut evlerinin ve eşyalarının çok önemli bir bölümünü kullanıma kapatmak konusunda en önde gelen uzmanlardır. En önemli kale evin salonudur. “Sakın girmeyin, orası misafir odası, daha yeni temizledim, kırarım bacaklarınızı” sözleriyle evin nispeten en büyük yaşam alanını ev halkının kullanımına kapatırlar. Koltuk kenarı danteli, köşe gümüş dolabı, asla kullanılmayan ve takım olmaktan yıllar önce uzaklaşmış birtakım züccaciye ürünlerinin açık ve kapalı olarak sergilendiği büfeler silsilesi, 12 kişilik devasa yemek masası, zigon sehpa, ağır dantelli 14. Louis stili perdeleriyle bezedikleri salonda kırmızı ojeli, tombul ayaklarını yüksek topuklu “kabul günü ayakkabısı”na sıkıştırmış, iç dış angora kazak takımlı, ağır parfümlü misafirlerini ağırlar ve kristallerini göstermek için vesile yaratmış olurlar. Bol soğanlı kısırın suyunun cevizli keke karıştığı, elmalı poğaçanın üzerindeki pudra şekerin ıspanaklı böreğin üzerine döküldüğü ağzına kadar doldurulmuş tabaklardan dökülen kırıntılar misafirlerin gitmesini müteakip elektrikli süpürgeyle temizlenir ve salon bir sonraki ağırlamaya kadar ev halkına tekrar kapatılır.

Kız erkek ayrımı yapmadan mutfak masrafından artırdıkları paraları 87 parçalık yemek takımları ve 35 tencere ihtiva eden çelik tencere setlerine, kristal küllüklere, en az 20 adet masa örtüsüne, pek çok insanın sonrasında çiçek deseninden soğumasına neden olacak çiçekli çarşaf ve yatak örtüsü takımlarına yatıran anneler, bunların yanına çocukların evlenme çağı yaklaştığı zaman birtakım elektronik eşyaları da eklerler.  Evlilik töreni yaklaştıkça bu eşya yığınlarını modası geçtiği ya da evde dura dura çalışmamaya başladıkları için almayı reddeden çocukları nankörlükle suçlayarak ağlayan anneler duygu sömürüsüyle bunları kakalamayı başarırlar. Yeni hayatlarına anne baba evlerindeki tıkış tıkışlıktan uzak yaşamayı planlayan yeni evliler, kız ve oğlan çeyizleriyle kısmen dolup taşmış bir evle baş başa kalıverirler. Kaynanalar bozulmasın diye atılmayıp bir süreliğine kapalı balkona atılan eşyalar evliliğin 12. yılında bile orada yaşamayı sürdürürler. Zira Türklerde bulunan eşya toplama ve atamama geni nesilden nesile geçmektedir. “Aman oğlan da üniversiteye başlayınca ev kurarız dursun” cümlesiyle benzer bir döngüye giren yeni aile de yığınlara kucak açmakta gecikmez.

Giyim eşyaları ise apayrı bir konudur. Maddi durumunun çok giyim eşyası almaya yetmediğinden dem vuran pek çok kadının aylık çul çaput harcamasına ve eve yığdıkları giyecek oranına (15-20 parça/ay) bakıldığında bunlara harcanan parayla gayet eli yüzü düzgün ve kaliteli 5 parça almanın mümkün olduğu görülür. Oysa her hafta kurulan semt pazarından “tane 3,5-5 TL’lik” tişörtlerden en az 5 adet alan, outlet mağazalarının gedikli gülü olan ve çalışıyorsa öğle tatilinde ucuzluk kisvesi altında sunulan ve asla giymeyeceği/giyemeyeceği bir yığın çer çöpe nispeten küçük ama toplamda büyük paralar veren kadınımız, bütçede önemli bir gedik açmakla kalmaz, evde de giyemeyeceği yığınlar ve bunları tıkacağı dolaplar oluşturmaya da katkıda bulunur. Tipine asla uymayan, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek “Zayıflayınca giyerim” mantığına hizmet eden, “Olmadı büyüyünce kızım giyer” avuntusuyla saklanan giysiler yığını gitgide büyür büyür ve diğer eşyalarla birlikte yaşam alanlarının önemli bir kısmını kaplar. Bunları ihtiyacı olanlara vermeyi kimse düşünmez. Toz bezi olacak kıvama gelenler ise deprem ve benzeri afetler sonucu toplanarak utanmadan afet bölgelerine gönderilir.

İnsanımızı çok fena etkisi altında bulunduran bu genin etkilerini kırıp, gelecek nesilleri ferah mekanlarda yaşatmak ve keyif için aldıkları giysileri mutlu mesut giymelerini sağlamak için eğitim şarttır. Eğitimin yaşı yoktur. Yaşlı ebeveyne “Siz ölünce bunlar çöpe atılacak, en güzeli kendiniz ayıklayıp ihtiyacı olanlara şimdiden verin ve sevaba girin” şeklinde şok tesirli cümleler kurmanın işe yaradığı İsviçreli bilim adamları tarafından kanıtlanmıştır. Eğitim süreci zorlu ve acılıdır. Ama ömür boyu sürmesi ve sürdürülebilir olması esastır. Yapılan araştırmalar bilinçlendirme çalışmaları sonrası evde buldukları gerçekten işe yarabilecek eşyaları ayıklayıp, temizleyip, paketleyip yoldan geçen eskicilere bedelsiz vererek sevaba giren ve mutluluğa yelken açan deneklerin olduğunu kanıtlamıştır. İleri seviyeye erişen deneklerde ise pek çok belediyenin kurduğu “Ev eşyalarını yardımı olan bireylere ulaştırma birimleri”ne ve yine belediyelerin atılacak beyaz eşya, mobilya vb. işe yaramaz çöpleri bertaraf birimlerine telefon ederek ferah bir hayata başladıkları mutlulukla gözlemlenmiştir. Online hayatın içinde yaşayan yeni nesil ise takas kavramını hayata sokan “Frecycle” benzeri mail gruplarına üye olarak tüketimlerini kısıtlama yollarını aramaya başlamışlardır. Yazımızı “İhtiyacımız olmayan şeylerin yaşam alanlarımızı kısıtlayarak bizleri boğmasına izin vermeyelim ve ihtiyaç duymadığımız bu eşyalar henüz başkaları tarafından kullanılabilecek durumdayken bunları paylaşmayı deneyelim” şeklinde ukalaca bir cümleyle tamamlayalım. Alışveriş çok güzel şeydir ama eş zamanlı olarak evimizi işgal eden tüketim ürünlerindeki savaşın galibi olmak da pek şahane bir duygu. Deneyin, pişman olmayacaksınız. Kıralım şu eşya toplama genini!

http://www.freecycle.org/group/TR/Turkey

http://www.sevgimagazasi.org/

http://www.gazetekadikoy.com.tr/gazeteKadikoyEski/551/menu1.html

Yazıları;

Evdeki eşyaları atıyorum, atıyorum aaaaat-tıııııım

Bol sünger takviyeli patates rengi sütyen…

Eko Şıklık »

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAKIN